ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2016 Pazartesi

Sosyalizm ve Din

Bugünkü toplum, tamamen geniş emekçi kitlelerin nüfusunun ufak bir azınlığı; yani toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur. Bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan “özgür” işçilere sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı “tanındığından”, bu toplum bir köle toplumudur.

İşçilerin ekonomik baskı altında olmaları, kaçınılmaz biçimde her türlü siyasal baskıya, toplumsal aşağılanmaya, kitlelerin ruhsal ve moral çöküntüsünün artmasına yol açar. İşçiler ekonomik kurtuluşları adına az ya da çok ölçüde siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. Ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır.

Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir.Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.

Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır. Bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır.

Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz. Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.

Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bugüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.

Rus devrimi, bu isteği siyasal özgürlüğün bir gereği olarak gerçekleştirmelidir. Polis yönetimli feodal otokrasiye bağlı memurların başkaldırısı, kilise evresinde bile huzursuzluk, tedirginlik ve öfke yarattığı için din ve devleti ayırma isteğini gerçekleştirmek konusunda Rus devrimi özellikle elverişli bir ortamdadır. Rus ortodoks din adamları her ne kadar cahilseler de, onlar bile Rusya'daki eski, ortaçağa uygun düzenin yıkılmasıyla patlayan gümbürtüden uyandılar. Onlar bile özgürlük isteğinde birleşiyor, onlar bile bürokratik uygulamalara ve memur zihniyetine, “Tanrının hizmetkârları”nı zorla polise casusluk ettirmek isteyenlere karşı çıkıyorlar. Biz sosyalistler, bu hareketi desteklemeli, kilisenin dürüst ve içten üyelerine doğru sonuca ulaşmaları konusunda yardımcı olmalı, onların özgürlük isteklerini sürdürmelerini sağlamalı ve kilise ile polis arasındaki ilişkiyi koparmalarını onlardan istemeliyiz. Ya içtenlikli ve dürüstsünüzdür, ki o zaman kilise ile devletin ve kilise ile okulun kesinlikle birbirlerinden ayrılmasından, dinin tamamen kişisel bir sorun olarak kabul edilmesinden yana olursunuz. Ya da özgürlük konusunda bu tutarlı istekleri benimsemezsiniz, ki o zaman da engizisyon geleneklerinin hâlâ tutsağı demeksinizdir; rahat memuriyetlerinize ve hükümet kaynaklı gelirlerinize bağlısınız demektir; silahınızın ruhsal gücüne inanmıyorsunuz ve devletten rüşvet almayı sürdürüyorsunuz demektir. O takdirde de bütün Rusya'daki sınıf bilinçli işçiler size amansız bir savaş açacaklardır.

Sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. Partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. Böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. Bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün Partinin, bütün proletaryanın sorunudur.

Madem ki durum böyledir, o halde Programımızda ateist olduğumuzu neden açıklamıyoruz? Hristiyanların ve öteki dinlere inananların partimize girmesini neden yasaklamıyoruz?

Bu soruya verilecek cevap, din sorununun burjuva demokratları tarafından ortaya konuluşu ile sosyal-demokratlar (Marksistler-v.b.) tarafından ortaya konuluşu arasındaki ayrımı belirleyecektir.

Bizim Programımız tamamen bilimsel, dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir. Bu nedenle Programımızın açıklanması demek, din sisinin gerçek tarihsel ve ekonomik kökenlerinin açıklanmasını da zorunlu kılacak demektir. Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını, gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline getirilmesini de içermektedir. Bir zamanlar Engels’in Alman sosyalistlerine verdiği öğüdü şimdi bizim izlememiz gerekebilir: Onsekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma Dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları çevirilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır.

Ancak, hiçbir koşulda din sorununu burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk “entelektüel” bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur. İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir.

İşte bu nedenle Programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle, eski önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin Partimize katılmalarını engellemiyoruz ve engellememek zorundayız. Biz her zaman bilimsel dünya görüşünü öğütleyeceğiz ve çeşitli “Hristiyanlar”ın tutarsızlıklarıyla savaşacağız. Fakat bu hiçbir zaman, yeri olmadığı halde din sorununun birinci plana alınması demek değildir. Yine bu hiçbir zaman, gerçekten devrimci ekonomik ve siyasal mücadele güçlerinin üçüncü sınıf görüşler ya da anlamsız fikirler nedeniyle birbirlerinden kopmasına, siyasal önemlerini kaybetmesine, ekonomik gelişim karşısında bir yana itilivermesine göz yummamız da demek değildir.

Her yerde ve şimdilerde de Rusya’da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani Rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir. Bugün kendini Kara-Yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir. Biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.

Dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. Ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir.


Lenin
Novaya Zihn
Sayı: 28, 3 Aralık 1905

25 Haziran 2011 Cumartesi

Tanrının Günlüğü

Sevgili günlük,
Günlük tutmaya basladigimdan beri bu herhalde 76 bin katirilyoncu cilt oldu, yeni bir sayfa açtigim. Ama ne yazik ki hala degisen bir sey yok bos bos oturuyorum öyle. Çok sikici çoook.

Sevgili günlük,
Bu gün de bisey yapmadim.

Sevgili günlük,
Bu gün de bisey yapmadim. Dehset sikiliyorum

Sevgili günlük,
Bu gün aklima inanilmaz bi fikir geldi. Niye simdiye kadar düsünmemisim ki.. Kendi kendime çok kizdim. Inanirmisin, sonsuz zamandan beri karanlikta bos bos oturuyordum. Birden kafamda bi isik yandi. Dedim ki kendi kendime: “Ulan ben niye karanlikta oturuyorum ki?????”

Isik olsun dedim, her yer aydinlandi. Böyle daha güzel..

Sevgili günlük,
Hertaraf aydinlik ama ben hala sikiliyorum, ne yapsam ki. Bi sey daha yaratsam. Ama ne????

Sevgili günlük,
Isigin faydalari iste, aklima bir bir fikirler geliyor. Bu gün sikintidan patlamak üzereyken dedim ki kendi kendime: “Ulan ben niye patliyorum ki, ortami patlatayim”, sonra “PATLA” dedim, büyük bir patlama oldu, her taraf madde doldu. Ilginç bi durum, isil isil toplar, koca koca taslar filan fiskirdi bi anda.

Sevgili günlük,
Son bi haftadir yarattigim maddeleri çeki düzene sokmakla mesguldüm onun için yazamadim sana. Ama zahmete deydi dogrusu, minik minik gezegenleri yildizlarin etrafinda döndürdüm, kara delikler filan yarattim. Sonra geçtim karsisina seyrettim. Bütün sikintimi aliyor inanirmisin.

Sevgili günlük,
Kainati seyrederken (yarattigim seye bu ismi taktim) müthis bir ilham geldi bana. Bu gazla süper bi mekan daha yarattim. Her yarattigim seye bi isim buluyorum, baya oyaliyor bu is beni. Yeni yarattigim mekana “Cennet” dedim. Bu yeni cennetim yemyesil bi yer, her tarafina süs olsun diye akan sivilar koydum (dere diyorum ben bunlara) Bu sivilardan birisini de kafa yapici bi madde ile doldurdum. Adini kevser koydum. Çok güzel oldu çook. Bakmaya doyamiyorum.

Sevgili günlük,
Cennet bile bos olunca sikiliyor valla. Bu nedenle bi sürü sey daha yarattim, isik kullandim bunlari yaratirken. Kanatlari filan var, isleri güçleri bana tapinmak. He he he. Ben ne zaman ortalikta dolansam yerlere kadar egiliyorlar garipler. Adlarina “melek” dedim. Çok sirin oldular.

Sevgili günlük,
Bu gün cennetin bi tarafinda mangal yaparken yanlislikla ortaligi tutusturdum. Söndüreyim derken iyice yayildi yaygin, ben de yanan kismi ayirdim, bi alt rafa koydum. Yansin orda kendi kendine, bi hal çaresi düsünürüz sonra nasil olsa.

Sevgili günlük,
Bu yanan bahçeye “cehennem” ismini koydum. Söndürmekten de vazgeçtim. Güzel yaniyor, ortami isitiyor.

Sevgili günlük,
Bu gün cehennemin alevlerinden bi yaratik daha olusturdum. Herkes isiktan olunca baya tekdüze idi mekan. Çesit olsun istedim. Yeni yaratigimin adi “iblis”. Ilginç bi karakter oldu. Melekler gibi kafasiz degil. Kendi kendine yetiyor. Ama herzaman bana tapinmiyor. Zaman zaman da canimi SIKIYOR.

Sevgili günlük,
Bu gün neler oldu neler. Kumda oynarken aklima geldi, kuma iseyip çamur yaptim, sonra yogurdum minik minik figürler yapiyordum, bi tanesi acaayip bana benzedi, çok da hosuma gitti, dur lan dedim sunu da canlandirayim bakalim noolucak. Canlandirdiktan sonra bütün melekleri çagirdim, “egilin bakiim hepiniz bunun önünde” dedim. Hepsi egildi tabii ama bi tek iblis çikintilik yapti her zamanki gibi. Neymis efendim, o atesten çikmis da bu çamurdanmis onun için egilmezmis. “Lan oglum” dedim, “Bak efendi efendi egil iste, hir çikarma durduk yerde”. Bu pust iblis bana diklenmesin mi. Agza alinmayacak laflar etti, canimi sikti. Hassittir ol git o zaman dedim ben de buna. “Sen görürsün” filan diye biseyler geveledi. Gel lan dedim, “adam ol dobra konus” ne istiyon. “Bana zaman ver ben bu çamurdan yaratigi sana karsi döndürmezsem nooliyim” dedi. Ben de dedim ki, “Kendine zaman verilenlerdensin, maçan sikiyorsa dedigini yaparsin” El kol hareketleri filan yapti, güvenligi çagirdim attirdim yavsagi cennetten. Amaan, giderse gitsin, bu çamurdan yaratik daha eglenceli.

Sevgili günlük,
Çamurdan yaratiktan bi tane daha yaptim, ama bunun önünde çikintisi yok, girinti var. Birbirine uyuyor istersen bu çikinti ile girinti. Girintili olanin gögüs kismina iki de yumru ekledim. Maksat monotonluk bozulsun. Çikintili olanina “Adem” dedim, girintili olanina “Havva”.

Sevgili günlük,
Adem’le Havva çok komikler. Beni çok eglendiriyorlar. Bunlara tuhaf tuhaf yasaklar filan koyuyorum akillari karisiyor fukaralarin, hehhehe.

Sevgili günlük,
Bu gün canim çok sikkin. Bu pust iblis yilan kiliginda cennete sizmis. Bütün güvenlik uyumus resmen. Gelmis Havva’nin aklini çelmis, yeme dedigim meyveyi yedirmis zorla. Havva da gitmis Adem’e vermis yarisini. Bi kizdim ben bunlara. Aslinda iblise kizmistim ama bu gariplere patladim. Sonra da tükürdügümü yalamayayim diye attim bunlari disari. Kapi önünde kös kös oturuyorlar simdi.

Sevgili günlük,
Bu Adem’le Havva’nin durumuna üzülüyorum çok. Ama tanriliga bok sürmek de olmaz, alamiyorum geri içeri. Lafindan dönenlerden olmayalim di mi. Dünya diye bi yer var, güzel bi mekan, biraz cennete de benziyor. Buraya göndermeye karar verdim kendilerini. Bakalim sonra belki geri getiririm.

Sevgili günlük,
Bu gün yine ilginçliklerle dolu bir gün oldu. Adem’le Havva’yi dünyaya gönderdim, hemen ürediler orada. Iki minik yaratik daha peydahladilar, birine “Habil” dediler “ öbürüne “Kabil”. Tam “ aa ne güzel” diyordum ki, fasaryadan bi sebeple bu ikisi kavga etti, Kabil yerden bi tas alip Habil’in kafasina eklestirdi. Herifin ruhu çikti geldi. Neyse kapiya geleni döndürenlerden olmayalim diye aldik içeri. Bu arada isler karisti epey bi. Simdi asagida üreyebilen sadece bi tane girintili yaratik var (disi ismini taktim ben bunlara genel olarak) Bu da habire ürettikleri ile girinti çikinti olayina giriyor. Yine iblis pustunun isi anlasilan. Naapsam bilemedim.

Sevgili günlük,
Çok üredi asagidakiler. Ben de yine bi dolu yasak getirdim. Bi kere ayni karindan çikanlar birbirleri ile üremesinler dedim. Sonra kendilerini üretenlerle halvet olmasinlar dedim. Ecis bücüs oluyor yoksa yeni üreyenler. Ipin ucunu kaçirirsak fena olacak.

Sevgili günlük,
Son bir kaç aydir çok yogundum yazamadim. Asaginin boku çikti resmen. Adem ile Havva’nin ürettikleri bütün dünyayi doldurdu. Iblis hayvani da iyice gemi aziya aldi. Habire bunlarin kulagina biseyler fisildiyor anlasilan. Her tarafi talan ettikleri bi sey diil bi de birbirleri ile dalasip maraza çikartiyorlar. Bizi de iyice unuttular arada. Hatirlatiyim diye arada sirada birilerine görünüyorum (bu göründüklerime peygamber diyorum ben) ama nafile. Bunlar da çamurdan filan figürler yapip onlarin önünde egilmeye basladilar. Sonra isi iyice abarttilar çikintililar (erkek dedim bunlara da) birbirleri ile üremeye falan çalismaya basladilar. Benim de tepem atti bogdum hepsini. Ama tamamen yok olmalarina da gönlüm razi olmadi bi türlü. Aralarinda Nuh diye bi tanesi var, iyi bi çocuk. Seviyordum zaten keratayi. Buna dedim ki, bi gemi yap sen, ben hayvanlardan da ikiser ikiser gönderiyorum gemiye, sizi kurtaricam. Neyse olayi reset ettik bi bakima. Dur bakalim bu sefer adam olurlar umarim.

Sevgili günlük,
Nuh paçayi kurtardi, bunlar yine üredi epey bi. Ama ariza yaratmaya devam ediyorlar. Lan bana tapinacaksiniz diyorum, yok illa gidiyorlar acayip acayip figürler yapip bunlara tapiyorlar. Yine iblis’ten iskilleniyorum. Bu lavuk hala ortaligi bulandiriyor galiba. Yoksa durduk yerde niye ariza çiksin ki.

Sevgili günlük,
Bu iblis iyice azitti artik, garibanlarin çok fena kafasini karistiriyor. Ona buna üfürüyor, millet yok ben firavunum, yok ben günes ogluyum filan diye ortaya çikip delikanlilik yapmaya kalkiyor. Ben de dedim ki adam gibi bi peygamber çikartayim ortaya bi de eline ne yapmasi gerektigini yazayim vereyim. En azindan okurlarsa unutmazlar. Musa diye bi tip vardi gözüme kestirdigim zaten. Bunun yanina gittim. Önce bi korktu filan. Neyse on maddelik bi teblig verdim eline. Git soyunu sopunu topla Kenaan diye bi yer var oraya tasin dedim. Ama sapsal yolunu sasirdi, deniz kenarinda telef olacaklardi az daha. Denizi açtim da geçirdim bunlari. Gittiler Kenaan’a yerlestiler. Du bakalim belki adam olurlar orda.

Sevgili günlük,
Yine yogun bir hafta yasadim. Önce bu Musa’nin adamlari zirvalamaya basladi. On madde yetmiyor diye bayagi kapsamli bi kitap yazdim verdim, onu kafalarina göre degistirdiler. Saçma sapan hareketler, buzagiya tapinmalar filan. Baktim birbirlerinden üreyenlerden bi bok olmayacak bi tane dogru dürüst tip yaratayim da ona anlatayim dedim. Meryem diye bi hatun vardi (girintili olanlardan yani), güzelce de bi sey. Bunun karnina temiz bi erkek koydum. Isa. Bu Isa’ya anlattim naapicagini. Ama salak beceremedi. Gitti vali ile dalasti kendini çarmiha gerdirtti embesil. Buna verdigim manueli de adamlari kafalarina göre degistirdiler. Kutsal ruh mutsal ruh gibi zirvaliklar çikardilar ortaya. Sicacam bacaklarina sonunda o olacak.

Sevgili günlük,
Ben taktim bu arap yarimadasina. Digerleri nasil olsa kendi yaglarinda kavrulup gidiyorlar da bu arap yarimadasi denen bölgedeki essekler bi türlü yola gelmiyor. Son bi peygamber daha göndericem. Oldu oldu, olmazsa, yola gelmeyenlerin hepsini cehennemde yakacam kayan yildizlara yeminlen.



Sevgili günlük,
Adamimi buldum sanirim. Muhammed isimli bi eleman. Çok temiz bi tip degil aslinda ama dehset uyanik. Zaten temizlerden bi numara olmadigini gördük simdiye kadar. Bu yeni peygamberim tilki gibi bi herif. Ticarete de kafasi basiyor. Bundan da bisey çikaramazsak yuh artik. Su bizim Cebrail bos bos oturuyor zaten bi gönderelim bakalim noolacak.

Sevgili günlük,
Cebrail, Muhammed’e kitap vermeye gitti biraz önce. Ben bu serseme “ürkütmeden yaklas, eleman kafayi üsütmesin, kitabi ver gel” diye siki siki tembih etmistim güya. Yok ben öyle dememisim, “git ümügüne saril, kitabi zorla okut” demisim sanki. Aptal Cebrail, Hira daginda bi magarada sikistirmis bu Muhammed’i “Al bak kitap getirdim oku” demis. Elemanin okuma yazmasi yok “nasil okuyim” deyince seninki sarilmis girtlagina. Adamin bi yarim akli vardi o da çikti simdi. Cebrail’in de isine son verdim. Yeni görev vermiycem artik. Naapsak, kitabi parti parti mi göndersek acep.

Sevgili günlük,
Bi süredir Muhammed’e azar azar kitabin bölümlerini gönderiyorum. Hepsini birden indersek altindan kalkamayacak anlasilan.

Sevgili günlük,
Muhammed isi iyi beceriyor yemin olsun batan günese. Ben de bi kiyak geçmeye karar verdim, bi geceligine cennete getirttim. Dibi düstü burayi görünce. Yanliz kevseri biraz fazla kaçirinca hafiften zirvaladi. Meleklerden birinin sirtina binmeye kalkti. Sonra “bu ne biçim binek, yüzü ayni insan gibi” filan diye dolandi bi süre. Neyse elini yüzünü yikadik biraz kendine geldi, gönderdim ben de geri. Arada bi de cehenneme göz attirdim kisaca. Dedim ki, benim dedigimi yapanlari cennete getirecem, yapmayanlari cehennemde yakacam. Bu bi heves gitti bakalim.

Sevili günlük,
Ben bu iblisten yaka silktim arkadas be. Bu gün tam Muhammed’e sure indiriyordum yavas yavas, herif araya girip parazit yapti. Kendi laflarini da geçirtti kitaba. Simdi isin yoksa düzelt. Ne pis bi yaratik çikti bu yahu. Hayir yakayim diyorum ama adami zaten atesten yarattik yanmiyo da mendebur. Dagitacam agzini burnunu bi gün ama büyüklük bizde kalsin, itle it olmayalim diye bulasmiyorum simdilik.

Sevgili günlük,
Muhammed peygamberlik olayinin bokunu çikardi. Forsunu kullanip önüne gelen disi ile halvet olmaya basladi. Bi de utanmadan “hangi sira ile yapiyim” diye bana soruyor. Isi gücü biraktik herifin uçkurunun hesabini tutuyoruz ha. Tutup bacagindan sallayacam cehenneme ama and verdik bu son diye. Neyse simdilik suyuna gidiyorum ama böyle yürümez bu is.

Sevgili günlük,
Oh be. Sonunda kitabin son sayfalarini da ulastirdim Muhammed’e. Gerçi deriydi kemikti, kabuktu, ellerine ne geçerse onun üzerine not aldildar söylediklerimi ama birbirine karistirmazlar umarim. Bu iste böylece bitti. Bi daha peygamber meygamber yok. Su iblis biraz uslu dursa isler tikirinda yürüyecek ya gavatin uslu duracagi da yok. Simdiden sulari bulandirmaya basladi yine.

Sevgili günlük,
Biraktim hocam ben bu isi. Ugrasmayacam artik. Bezdim be. Ben bu insan irkini kendime azap çektirmek için mi yarattim yahu. Bu Muhammed’in ümmeti iblisten de beter çikti. Dünyanin ...na koydular resmen. Önce önlerine geleni kiliçtan geçirdiler, sonra birbirlerine bulasip ortaligi kan gölüne çevirdiler. Sübyancilik bunlarda, ahlaksizlik bunlarda, hirsizlik, katillik ne varsa bunlarda. Geçenlerde asagida bi dolanayim dedim, bi baktim iblis efendi yakmis cigarayi gözleri cam cam, suratinda pis bi tebessüm dünyayi seyrediyor. Önce çirkefi taslamayayim üzerime bulasir neme lazim, tanimamazliktan geleyim usulca sivisayim dedim ama laf atti sipa dayanamadim. “Batirdin lan canim dünyayi bi de geçmis keyif yapiyorsun rezil yaratik” dedim. “Bana camur atma arkadas” dedi. Neymis, artik hiç karismiyormus, hatta dünyaya adim bile atmiyormus, onlar kendi kendilerine güzel is çikartiyormus. Bahsi kaybettin diye de tutturmaz mi. Bende sigorta bi atti, iblis alçagini cehennemin dibine kadar kovaladim. Tam köseye sikistirmistim ki Azrail araya girdi de aldi elimden. Karizmayi da iki paralik ettik bu arada.

Sevgili günlük,
Utaniyorum ama iddiayi kaybettigimi kabul etmek zorunda kaldim. Iblis her gün düzenli olarak taciz ediyordu beni. Olmadik yerde karsima dikilip, “Ne mizikçilik yapiyon ki, kaybettin iste, efendi efendi kabul et” diye damarima basip duruyordu. En sonunda lanet olsun dedim. Kaybetmeyi kabul etmek de büyüklügün sanindandir. Dünyayi yiktim attim. Ne kadar insan evladi varsa geberttim. Hepsini dizdim arafata. Saftorikler cennete girecez diye beklesirlerken süper bi pislik geldi aklima. Cennet’e giden yolun üzerine bi köprü yaptim ki akillara zarar. Kildan ince, kiliçtan keskin oldu. Macasi yiyen geçer cennete girer, geçemeyen cup, cehenneme. Yerse. Var mi öyle belese cennet. Hehehehe.

Sevgili günlük,
Köprü olayi iyi oldu, bi tanesi bile geçemedi. Cennet bana kaldi. Cehennemi de oldugu gibi iblise biraktim, ne hali varsa görsün. Ben artik bütün gün cennette kevserle kafa çekiyorum. Bi daha da yok öyle acayip acayip seyler yaratmak. Dertsiz basima dert oldular durduk yerde. Böylesi daha iyi yahu, sakin sakin. Ohhhh.