Ben neden böyle sürekli düşünüyorum? Bu soru ve cevabını bile
düşünüyorum. Düşünmek aslında iyi bir faaliyetmiş gibi
görünüyor ancak her şeyin olduğu gibi bununda fazlası zarar.
Her olasılığı bilmek veya tahmin edebilmek. Herhalde asıl amaç
bu. Ancak geldiğim noktada paranoyaklığa doğru ilerliyorum. Her
şey hakkında fikir sahibi olmak insana aslında hiç bir şey
kazandırmıyor. Sırf beynimi durdurabilmek için içki içmek
zorunda kalıyorum. Alkolikliğe giden yol buralardan geçiyor diye
düşünmeye başladım. Zaten bir kere de düşünmeye başlamasam.
Cahillik, mutluluktur. Aslında ortada bir şey olmamasına rağmen
sürekli bir kurgulama, sürekli kendi kendine konuşma ve cevaplar
uydurma, her durum için ayrı senaryolar ama gerçekte hiç biri
gerçekleşmiyor. Hem ben bu senaryoları gerçekleştirebilecek
cesarete sahip değilim, hem de bunların çoğu benim hayal gücümün
ürünü. Sürekli hayal dünyamda yaşadığım ve yaşamak
istediğim için böyle bir gelişim, değişim yaşadım. Ama benim
de kendimce haklı sebeplerim var. İnsanlarla iletişim kuramıyorum,
ilişki kuramıyorum. Yalnızlığımı giderebileceğim tek yer
kendi kafamın içi. Bu çokta sağlıklıymış gibi gelmiyor bana,
ama gerçek bir insanla konuşmak yerine kendi kurgularınla konuşmak
bana daha çekici geliyor. Durum ne olursa olsun benim kontrolümde
gerçekleşiyor. Kızmak istediğimde kimseyi kırmadan kızıyorum,
sevmek istediğimde kimseyle muhatap olmadan, platonik, seviyorum,
sevişmek istediğimde her şey hayal gücüme kalıyor. Beni
insanlardan uzaklaştıran şeylerden biri de bu güç herhalde. Ne
zaman bir ilişki kurmaya çalışsam hayal kırıklığı yaşıyor
olmak beni bu çıkmazın içine soktu. Artık saçma sapan insanlar
yüzünden hayal kırıklığı yaşamak istemiyorum. Kendi
tercihlerimi ne kimseye zarar vermeden ne de onlar bana zarar
vermeden gerçekleştirmek istiyorum. Bu rüyalar, işe yarıyormuş
gibi görünseler de, benim gibi gerçekçi bir insanı olumsuz yönde
etkilediğini hissediyorum. Ben gizli hayali dünyamda kabuğum
içinde huzurluymuş gibi yaşamaya çalışırken, bilincim yalnız
beş para etmez bir insan olduğumu çok iyi biliyor. İnsanlar bariz
bir şekilde benimle olmak istemiyorlar. Doğrusu ben de çok hevesli
olduğum söylenemez. Sırf ilişki kurmak için neden belli
toplumsal normlara uymak zorunda olayım ki. Eğer ben kendim
olmayacaksam, birisiyle arkadaş, sevgili olmanın anlamı ne her gün
her an tiyatro mu oynayacağım. Bir insan buna ne kadar dayanabilir
ki. Başkaları dayanabiliyor mu, bilmiyorum ama ben kendim
dayanamayacağımı biliyorum. İnsanlar resmen gözümün içine
bakıp merhaba bile demeye tenezzül etmezken ben onlarla muhatap
olamam ki. Ben de bu şartlar altında kendi doğrularımla yaşamaya
çalışıyorum. Elimden geldiğince insanlara saygılı, düşünceli,
yardımsever olmaya çalıştıkça onlar beni kendilerinden
itiyorlar. Sonuçta ben de onlarla arama, onların beni itemeyeceği
bir mesafe koyma ihtiyacı hissediyorum. Bu mesafe beynimde ciddi
sıkıntılar yaratıyor. Bir insan, sosyal bir canlı olarak
etrafımdaki insanlarla karşılıklı bir ilişki içinde olmam
gerek ve olmak istiyorum. Çünkü evrimsel sürecim beni bu noktaya
getiriyor ama yalan bir sosyallik, ilişkiler istemiyorum. Ben
denedim, rol yapmayı denedim, sevmediğim şeyleri seviyormuş gibi
yapmayı denedim, hoşlanmadığım insanların yüzüne güldüm,
hayattan bir şeyler alamama rağmen hep vermek istedim (verdim mi,
hayır çünkü hayat bir şeyler vermeme dahi izin vermedi). Aradaki
mesafeyi doldurabilmek için kişisel dünyam ve sosyal çevrem
arasında bir de gizli hayal dünyam oluyor. Yaşım ilerledikçe bu
hastalıkta daha hızlı ve etkili bir şekilde ilerliyor. Sürekli
ve her şeyi sorguluyorum. Klasik ben kimim, yaşam amacım ne, niye
yaşıyorum gibi sorular değil bunlar. Çok daha sığ, çok daha
bencilce, bu kişi benimle neden olmuyor, bu kişi bana niye selam
vermiyor, arkadaşlarım (neye göre bende bilmiyorum) neden benimle
birlikte olmak istemiyor gibi. Bu fikirler beni her geçen gün daha
mutsuz daha bencil daha huysuz ve de daha kendi içime dönük hale
getiriyor. Korkak bir insan oluyorum, sırf insanlarla muhatap
olmamak için her şeyden, her yerden kaçıyorum. Gördüğüm tüm
insanlardan, arkadaşlarımdan, annemden, kardeşimden, çevremdeki
herkesten uzak durmaya çalışıyorum. Onları da rahatsız etmemek
için, biliyorum ki ben rahatsızlık veren birisiyim. İnsanlar
benimle yan yana olmak istemiyor. Diğer insanlara göre yüzümde ya
da fiziğimde ne gibi bir ifade var çok merak ediyorum. Ben kendim
hiç öyle biri gibi görmeme rağmen yolda dilenci bana bulaşır,
tinerci bana bulaşır, yolda yürürken insanlar sanki ufacık
tefecik biriymişim gibi, sanki ben yokmuşum gibi üzerime yürür.
Oysa ben kendimi aynaya bakınca korkulası biriymiş gibi görüyorum.
Espri kabiliyetim olduğunu biliyorum ben zaten kendi soyadını ve
adını taşımayı hak eden birisiyim ama ben etrafımdaki insanlar
sırf beni sevsinler diye komiklik yapamam ki. Bu şeyler doğaçlama
olmalı kendi küçük yaşam alanımda zeki ve akıllı, eğitimli
bir insanım hatta gereksiz çok fazla bilgiye sahibim, belki de
millet benim çok bilmişliğimden, ukalalığımdan sıkılıyorlardır.
Ne zaman kendimi engellemeye çalışsam susmuyorum ve kendi
monoloğum bir sinir krizine dönüşene kadar devam ediyorum. Bu
durum beni sürekli yüklüyor, nefret ve öfkeyle. Kendimi ancak, o
da geçici olarak, alkolle sakinleştirebiliyorum, daha az düşünmemi
sağlıyor. Yazarken çay almak için çıktığım ufak bir ara bile
benim daha yalnız hissetmeme yol açabiliyor. Bu da beni daha da
öfkeli yapıyor. Sabırsızlıkla bekliyorum, yakında yılanlar
gibi kendi zehrimi üreteceğim. Ya soğukkanlı hayvanlar gibi
tamamen yalnız yaşayıp avlanacağım ya da yakın zamanda
öleceğim, bir alternatifte delirmek aslında. Akıllı olup da
dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını
çeksin. Keşke bu kadar basit olsaydı hayat. Hiç mücadele edecek
iradem, gücüm hiçbir şeyim yok, hiçbir şey yapmak istemiyorum
sadece zaman geçsin ve zamanım dolsun. O da, ben de kurtulayım.
Aslında yanımda sevdiğim insanlardan başka bir şey istemiyorum.
Sevmesem bile çok sevdiğim, benimle olacak, bana sosyal hayatımda
eşlik edecek, aynı şekilde benim de onlara eşlik edeceğim, çok
özel olmasına da gerek yok, birbirimiz anlayıp iletişim
kurabileceğimiz insanlar, arkadaşlar. Galiba çok şey istiyorum.
Ne yaparsam yapayım ne kadar denersem deneyim geldiğim nokta her
zaman başladığım noktanın da gerisi. Bilemiyorum ne yapsam. Para
harcamak beni mutlu etmeyecek biliyorum, ama öyle bir yanılgı
içindeyim ki sanki para harcarsam insanları etkileyebilecekmişim
gibi hissediyorum. Sanki para harcayınca yeni cicilerim,
oyuncaklarım olduğunda mutlu olacakmışım gibi. Oysa öyle bir
şey olmadığını en iyi bilen benim. Bireysel olarak kesinlikle
karşı olduğum bir şeyi bile yapmayı düşünmeye başladım.
Acaba diyorum bu internet siteleri arkadaşta satıyorlar mı? Ya da
benim param buna yeter mi? Yalnızlık içimde kenserli bir hücre
gibi sürekli büyüyor ve beni yavaş yavaş ama acıyla öldürdüğünü
hissediyorum. Şu anda yazmak dahi istemiyorum. Yapmak istediğim,
öğrenmek istediğim pek çok şeyi bile bu bıkkınlık ve
üşengeçlik yüzünden yapmıyorum. İstemiyorum, kısaca
istemiyorum çünkü kendi üzerime koyduğum bu değerleri,
bilgileri eğer kimseyle paylaşamayacaksam niye yapacağım ki. Ben
sahip olduklarımı, bildiklerimi, her şeyim değer verdiğim
insanlarla paylaşmak istiyorum fakat paylaşamayacaksam amaç ne?
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mart 2015 Pazartesi
Yalnızlık
13 Kasım 2011 Pazar
If I were a girl...
Bu konu hakkında her erkek gibi üç kuruşluk ahkamlar kesmiştim ama hiç ciddi düşünmemiştim. Aşağıda spor yaparken Beyonce'nin klibinde vardı "if i were a boy" diyordu orada. İlginç buldum aklımada çok hoş fikirler geldi, yazmak istedim. Biraz düşündüğümde kız olsaydım herşeyden önce hayatımın tamamı farklı gelişirdi herhalde. Ama kopma noktası neresi olur onu bir bulamadım. Acaba kız olsaydım babam beni ne kadar özgür bırakırdı. İlk aklıma gelen eğer kız olsaydım, beni tatillerde köyde dedemlerin yanında bırakmazlardı.
12 Eylül 2011 Pazartesi
İçmek ya da içmemek...
İçmek ya da içmemek işte bütün mesele bu. Şimdi neyi içmek diye düşünüyor olabilirsiniz. Aslında çokta önemli değil; alkollü içki, sigara, uyuşturucu maddeler ve bilimum bağımlılık yapıcı madde. Zaten içmek fiili nedense tek başına kullanıldığında toplumda sadece bunlar anlaşılıyor artık. Biraz düşününün, bunlardan hangisini kullanırsanız kullanın, sosyal bir ortamda "bir tane içeyim bari", "biz içmeye gidiyoruz", "bu akşam ne içsek", "sen de içiyor musun?" gibi konuşmalar artık çok normal karşılanıyor ve genelde ne söylenmek isteniyorsa onu ifade edebiliyorlar.
21 Haziran 2011 Salı
Hadi Bakalım
hadi bakalım, nerede kalmıştık. uzun süredir birşey yazmıyordum. şimdi yeni bir tema ile sitemin kullanılabilirliğini arttırdım. tek işim yazı yazmak olsun diye. bir de sitenin ıvırı zıvırı ile uğraşmayayım. yazı yazmak bile yeterince yorucu olabiliyor zaten. bu tema ve uygulama umarım güzel ve ilgi çekici olur. aslında ilgi veya tık çekmek gibi bir kaygım yok. bu benim kendi duygu, düşünce, hikaye ve yalanlarımı yazıp kendi kendime yaşayacağım bir site olacak. daha önce de böyle heyecanlı başlangıçlarım oldu. fakat her defasında sıkılmam ve yazmayı bırakmam uzun sürmedi. bu sefer kendimi daha donanımlı ve dolu hissediyorum, o kadar fazla anlatılacak şey ve kafamda o kadar fazla fikir varki. eğer bunları paylaşmaz, yazmazsam beynim patlayabilir. zaten son birkaç gündür (haftadır, aydır, yıldır) sürekli sinir yüklenmemin sebebi de bu günah çıkarma ayinlerini yapmıyor olmam. gerçekten çok keyifli ve heyecanlıyım. sanki yeni bir ilişkiye başlar gibi. gün başlayalı aslında çok oluyor ama iş yerinde biraz önce başladı. zaten bir başlangıç oldu mu, durmak bilmiyor. alıştım artık diyeceğim ama insan çalışmaya alışamıyor, nasıl tembelliğe alışamıyorsa. sürekli birşeyler yapayım, üreteyim, öğreneyim istiyor ama birisi çıkıp şunu yap, bunu üret, onu da öğren dediğinde sıkıntı başlıyor. benim de aklımda kendim için ilginç fikirler var, birey olarak kendimi geliştirmek adına. ancak çalıştığım için sürekli bahanem de var. zaman yok, zaman yetmiyor. günde 8-9 saat iş yerinde geçirip sonrasında insan nasıl farklı birşeyler yapmak için enerji bulabilirki. işiniz her ne kadar fiziksel güç gerektiren bir iş olmasada tüm gün orada olmak tüm enerjiniz tüketiyor. hayat öff bugün pazartesi, salı, çarşamba daha iki gün var, perşembe mi ben bugünü cuma zannediyordum, ve cuma öldüm artık şeklinde geçiyor. bu süreç içerisinde insan ne yapabilir ki. sevdiğim bir laf var; modern insan. modern insan spor yapamaz, kitap okuyamaz, siyasetle ilgilenemez, yaratıcı olamaz çünkü zamanı yok. ama yeni dünya düzeninde tanımlanan modern çalışan, esnek çalışma saatlerine uyumlu (köle gibi günde 24 saat çalışabilecek), takım çalışmasına yatkın (kendi ulaşılması imkansız hedefine bir de takım denen arkadaşlıktan uzak yapının hedefi bindirilecek), prezentabl (taş gibi kız ve oğlanlar sanki her yer onlarla doluymuş gibi), zaman yönetimi yapabilen (işte asıl konu tüm vaktini işe ayırmasına rağmen işi yetiştiremeyecek ve kendisine hiç vakit ayırmayacak). neyse bu konular bende sadece öfke yapıyor. oysa dünya güzel, çiçekler, kelebekler ve güzel bir yaz günü. kim inanır bunlara. eminim artık Polyanna bile inanmaz. bu gün böyle idareten bir giriş oldu ama idare edeceğiz. çok müsait bir pozisyonda değilim. ilerleyen günlerde inanıyorum ki (ben hiç bir şeye inanmam) daha güzel yazılarım olacaktır.
20 Aralık 2008 Cumartesi
11111011011
Son 3 gündür sabahları erken kalkabiliyorum, saat 9 gibi. Bu çok iyi oldu kendime ayıracak biraz vaktim oldu sonunda. Bugün mesela Deniz'le sinemaya gittik. Bond'un son filmi Quantum of Solace. Eğlenceli bir filmdi. Biraz geç kaldık ama olsun bence değdi. Filmden önce Deniz'le birlikte muhabbet ettik iyi oldu. Uzun zamandır kandırmaya çalışıyorum Deniz'i. Aslında ben Mustafa'ya gitmek istiyordum ama hareketli bir filmin daha iyi olacağına karar verdik. Mustafa'ya artık Gwenle giderim. Dün gece tam eve merdivenlerden çıkarken elektrik kesildi. İnternete de giremedim. Erken yatmak iyi geldi ama. Cuma, cumartesi izinliyim bizimkileri arayımda 2 gün içmek istiyorum, parada yok anasını satayım. Sokayım parasına nakit avans çekerim gerekirse. Battı balık yan gider. Kirayıda ödeyemiyoruz zaten. Anlamıyorum o kadar para gelip nereye gidiyor. Bu ay özellikle biraz borç temizleyeyim diye hiç para harcamadım ama tık yok. Peki ne kadar umurumda, hiç. Canım sıkılmıyor bu aralar sadece yapacak birşeyler var ama ben yetişemiyorum. Anlayacağın sıkılacak vaktim olmuyor. Peki vakit yetmezken ben ne yapıyorum. Saat 12 den sonra saat 2 ye kadar iş yerinde boş boş oturuyorum. Bugün yine dayanamadım Beşiktaş'a erken geçtim ve Kabalcı'ya uğradım. Şu İstabul'a eldiğimden beri uğramaktan en çok hoşlandığım yerlerden biri. Gittim yine kitap aldım. Oradan acaba hiç kitap lamadan çıkabilecek miyim? Bugün Shakespeare'den Macbeth'i aldım. Shakespeare'in oyunları gerçekten çok özel, sürükleyici ve ilgi çekici. Özellikle yarattığı karakterler dünya tarihinde yer edinmiş ve insanlık üzerinde ciddi etkiler bırakmıştır. Ama üzülerek söylüyorum kitapları çok pahalı. Bu yayıncıları anlamakta imkansız işlerine gelince kitabın ağırlığına göre, gramaj olarak, işlerine gelince de yazarın iyiliğine göre fiyat belirliyorlar. Kısaca kitap fiyatları hep yüksek. Zaten bu sene ilk defa kitap fuarına da gidemedim. Gitsem yine bir servet bırakırdım orada. Bugün ilk defa karnım çok acıktı. Resmen bir kriz geçirdim. Ve yine gittim mal gibi fast food yedim. Birşey yiyeceksin bari gerçek yemek ye. Biraz önce yemekten geldim. Bugün biraz fazla yedim galiba karnım şişti yine. Tam biraz zayıflayacağım diyorum yine gidiyorum yiyorum oooo nasıl olacak bu iş. Oldu, olacakta ben dozu arttırıyorum. Zaten az kaldı. Topu topu 7 kilo verince tamamdır, ondan sonra sadece kas yapmaya çalışacağım. Şöyle baklavalar görünsün değil, mi? Belki kızlar konusunda daha donanımlı olmuş olurum. Fotoğraf çekmek istiyorum onuda yapamıyorum birkaç haftadır. Yarın Birgül'lr buluşabiliriz. Biraz fotoğraf çekerim yarın. Taksim'e daha makine ile çıkmadım. Oraya çıksam zaten hafıza kartı yetmez herhalde. Gün dönecek birazdan bende bugün kafamda yazacak birşey kalmadı. Biliyorsun iyi olduğumda pek yazamam. Neyse bugünlük yetsin.
18 Aralık 2008 Perşembe
11100010011
Bugün biraz geçmişe bakmak istiyorum. Hayatımda çok fazla yeri olmayan ama hatırlayınca şimdi hoşuma giden bir anımı anlatayım sana. Merve'yi belki hatırlarsın. Hatırlamasan bile şimdi ben sana hatırlatacağım. Okulda 3. sınıfın başındayız daha sadece alttan 1 dersim var. Neredeyse hergün okula gidiyorum. Yurtta kalıyorum, o sırada yazın yine Kocamustafapaşa'da Serhat'la kalıyordum. Aramız neden olduğunu bilmediğim bir şekilde biraz bozulmuştu, evden çıkmak ve yurda dönmek zorunda kalmıştım. Tam o zamanlarda bizim yurttaki tayfa da Özcan, Tolga ve Shenerius birlikte eve çıktılar. Benim için çok iyi olmuştu bu. Aktif bir Taksim hayatı olan her öğrencinin bağımsız hücre evleri bulunması gerekir. Bunu her zaman başarmış ve iyi bir şekilde yönetmişimdir. Okulda ilk yıldan arkadaşlarım ki onlar hep yanımdaydı, Osman, Rüstem, Cihan ve Tarık, yurtta hiç yanımdan ayrılmazlardı. Bende Anadolu'nun bağrından kopup gelmiş bu gençleri biraz olsun eğitmeye çalışıyordum. Deneyimlerimi aktarıyordum. Ben o sıralar öğleden sonra Taksim'e çıkar gece saat 4 veya 5 gibi, eğer yapacak birşey bulamamışsam, yurda döner ve hiç erinmeden erken kalkıp okula giderdim. Belki de bu sebepten bana pek inanmazlardı. Ben de olsam bana inanmazdım. Bunları hep Taksim'e çağırırdım gelmezlerdi. Bana inanabilmelerinin tek yolu beni iş başında görmeleriydi. Birgün Osman, Rüstem, Cihan ve yurttan Nuri diye birini daha, birlikte ders bitiminde daha saat 3 olmadan Taksim'e zorla götürdüm. Benim kafaya biraz yakın olan ve içen bir tek Rüstem vardı aralarında, en şevkli olanda oydu zaten. Önce Nevizade'ye götürdüm, orayı zaten biliyorlardı, mekanlar hakkında bilgi verdim gençlere. Oturduk onlar kola falan ben klasik biramı içtik, 1-2 saat oturduk herhalde. Hepimiz açıktık. O sırada Taksim'de amacı karnını doyurmak olan ve parası olmayan herkesin en sevdiği mekan Sofram Pide Salonuna gittik. Tam öğrenci işi ucuz kır pidelerimizi ve ayranlarımızı aldık homini gırtlak yemeye başladık. Biz tam yemeğe başlamıştık ki, içeri kendinden geçmiş bir şekilde üstü başı dağınık bir halde Merve girdi. Kafası o kadar güzeldiki resmen masalara çarparak gidiyordu. Garson çocuğa kendisine çorba ısmarlaması için rica etmeye başladı. Ben Merve'yi birkaç kere Caravan'da görmüştüm ama çok dikkatimi çekmemişti. Her zaman yanında 3-5 tane sap olurdu. Nasıl olduysa bugün tek kalmış ya da biraz erken gelmiş Taksim'e. Masadakilerin ilgisini çekmişti bu güzel kız. Merve hemen hemen benimle aynı boyda belki benden 1-2 santim uzundur. Tam kuyruk sokumuna kadar uzun kıvırcık saçları zaten bir efsanedir. Yuvarlak ve dolgun memelerinin mutlu etmeyeceği erkek yoktur dünyada. Belinin kıvrımı çok net belli olur ve yine yuvarlak ve dik kalçaları onu gören her erkeğin hayalidir. Ben de erkek olmamdan herhalde benide gerçekten etkilemişti. Bizimkilerin yapamıyacağını bildiğim için masada bir iddaa başlattım. Özellikle Rüstem'i kastederek "gidin kıza bir çorba ısmarlayın sizin olsun." dedim. Bana ters ters baktılar. Ben de kızı bildiğimi eğer gidip bir çorba ısmarlarlarsa onlarla takılacağını birlikte bara gidebileceklerini ve artık ondan sorasının da onlara kaldığını belirttim. Aynen beklediğim gibi masadan kimse kalmadı, kısaca bana gün doğdu. Beklediğim gibi o zaman sen niye yapmıyorsun dediler. Bende hep böyle durumlar olduğunu ve faydalandığımı mühim olanın onların da faydalanabilmesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Neyse en sonunda onların gitmeyeceği netleşti. Bu arada Merve'de kendisine bir çorba ısmarlayacak beyaz atlı prensini bekliyordu, artık bu bana acı veren duruma daha fazla dayanamadım. Yanına gittim, masaya yanına oturdum, herkes bana bakıyordu, "sana yiyecek birşeyler ısmarlayayım." dedim. Şöyle bir baktı ne isteyebileceğini sordu ne istersen iste dedim çatlayana kadar yiyebilirsin, nasıl olsa Sofram'daydık. Bir çorba içti belliki acıkmıştı, bir de kır pidesi yedi. Bana mutlu bir şekilde teşekkür etti. Bende bizimkilerin bana nasıl baktığını görerek bombayı patlattım. İstersen bizimle gel birlikte birşeyler içeriz dedim. Ve bizimkileri gösterdim. Şöyle bir baktı ve ikimiz birbirimizi çok iyi anladık. Çok güzel bir gülüşü vardı, bu evet demekti. Hepsini yanımda Merve olmasın rağmen Kemancı'ya götürdüm. Aslında çok sevmezler öyle müziği ama canlı müzik olunca güzel oluyor. Merve kafa olarak o kadar uçmuştu ki, birşeyler konuşmamız imkansızdı. Bende boş laf yerine onun o dolgun kırmızı ve makyajsız dudaklarından öptüm, arada 2-3 bira geçmişti tabi. Ortam ilk başta bizimkileri çarpmış ama sonra hoşlarına gitmiş dans, falan yerlerinde duramıyorlardı. Alt Kemancı'da sahnenin hemen arkasında çok güzel sote masalar bulunurdu. Erken gittiğimiz için birini kapabilmiştik. Biz Merve ile orada oturuyorduk. Bizimkiler saat 12-1 gibi sadece tepişmiş olmalarına rağmen yurda gideceklerini söylediler, ben caydırmaya çalıştım ama pek niyetlide değildim. Merve'ye biz ne yapacağız diye sordum. Hala kendinden geçmiş bir hali vardı ama birden canlandı ve bir bira daha içelim bana gideriz dedi. Bu güzel haberdi, şimdi birde ev aramak zorunda kalmayacaktım. Biralarımızı içtik ve çıktık benim kafamda güzel olmuştu ama ilginç bir şekilde Merve bayağı ayılmıştı. Evi İstiklal'in alt tarafında Galatasaray Lisesi'nin sağından aşağı inişte yine sağ taraftaydı. Eve ulaştık evde Merve kadar güzel olmayan bir ev arkadaşı vardı. Merve bize bir neskafe yaptı, bu bölümde biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bunları beklemiyordum. Ev derli topluydu bir öğrenci evinden beklenmeyecek kadar. Onun odasına geçtik biraz boş sohbetten sonra. Sabah, ne zaman çok içsem olduğu gibi, erken kalktım. Yanımda belkide dünyanın en saf güzelliği masum bir şekilde yatıyordu. Nasıl kalkabilirdim ki. Biraz düşünceler daldım. En çok sinirimi bozan belki bir daha hiç onunla birlikte olamayacak olmamdı. Ne kötü biri o anda bana sorsa Merve ile evlenir ve o benden ayrılmadıkça da onunla yaşardım. Gerçek olmayacağını bildiğim için öyle düşünüyordum muhtemelen. Ben böyle boş boş düşünürken o da uyandı. Çok tatlı bir şekilde "Günaydın" dedi. Beni öptü ve sordu "yapmak istediğin birşey var mı?". Oho o kadar çok şey vardı ki. Bende şansımı zorlayım dedim ve onunla banyo yapmak istediğimi söyledim. Çok hoşuna gitti, yüzüne muhteşem bir gülücük yayıldı ve ufak bir buse kondurdu dudaklarıma. Birlikte güzel bir kahvaltı yaptık, ben çıkıp börek almıştım, oda çay koymuş. Gündüz gözüyle Merve, hala bile keşke görmeseydim dediğim bir güzellik. Biraz sohbet ettik, çıkalım dedim, bana biraz tembellik yapmak istediğini ve bu tembelliği benimle yapmak istediğini söyledi. Acaba beni ne kadar mutlu ettiğini biliyor muydu yoksa beni de etrafındaki diğer lavuklarla bir mi görüyordu? Bunu hep merak etmişimdir. Tam 3 gün sadece yiyecek birşeyler almak dışında ben dışarı çıktım ve çok güzel ve tembel 3 gün geçirdik. Sağolsun diğer hatunda evi bize bırakmıştı. Hoş günlerdi. En sonunda Aydın ben çıkacağım dedi. Bu artık git demekti. Birden benimde gitmem gerektiğini söyledim. Çıktım kapıdan son kez öptüm o güzel ve dolgun dudakları. İstiklal'de öyle kırgın biraz ama mutlu bir şekilde yürüyordum. Yurda geçtim oradan. En sonunda telefonumu açtım yüz tane cevapsız 20 tanede mesaj vardı, aranıyor olmak hoşuma gitti biran. Yurtta odama gittim elibselerimi değiştirdim. Birşeyler yeyip Cerrahpaşa'ya arkadaşların eve geçecektim. Yemekte bizimkiler beni gördü, hemen yanıma geldiler. Herşeyi öğrenmek istiyorlardı ama herşeyi sadece ben ve Merve bilebiliriz. Sadece gurulu bir şekilde 3 gündür Merve'de kaldığımı söyledim, gerisini anlamak için alim olmaya gerke yok herhalde. Bu da öyle bir hatıra olarak kaldı. Peki bu hikaye burada bitti mi? Sanmıyorum. Asıl ilginç olan kısmı şimdi başlıyor. Gel zaman git zaman Caravan'da, Arka Sokak'ta Merveyle göz göze geldik ama o beni bende onu tanımadık. O sene baharda uzun süredir bir kız arkadaşım olmamıştı. Artık Özcan bile benimle dalga geçiyordu. Özcan bile derken Özcan 25 yaşına kadar bakir kalan bir arkadaşımızdır. Beni zorla Caravan'a götürdü, param yoktu. Bir bira ısmarladı, 2 oldu derken, yine içtik. Sonra Serdar bize bir şişe bol votkalı Sex on the Beach ısmarladı. Kafam bir milyon oldu. O sırada mekanda ön tarafta tek başına bir hatun oturuyordu. Tuba namı değer E.T. Niye diye sormayın. Gittim onu kaldırdım. Birlikte Marmara Büfe'de birşeyler yedik ondan sonra Anadolu yakasında yaptığımız uzun bir yolculuktan sonra Tuba'nın evine gittik ve kısaca birlikte olduk. O hafta sırf beni arkadaşlarına göstermek için Katharsis'e götürdü ki ben orayı pek sevmiyordum. Hadi Tuba beni kiminle tanıştırdı hem de en iyi arkadşım diye? Merve'yle. Merve'ye çok arzulu bir şekilde sarıldım ve kulağına onu istediğimi ve özlediğimi söyledim, ayrıldık. Yine kafası çok iyiydi. Duydu mu, duymadı mı bilmiyorum ama o sarılmadan sonra ben Tuba'dan fırçayı yedim. Zaten yine görüşemedik. Ben ertesi gün Tuba'dan ayrıldım. Bu hadisenin üzerinden 1 ay ya geçti ya geçmedi. Özcan beni aradı, yurttaydım. Taksim'e gel birlikte takılacağız dedi. Zor geldi gitmedim. Ertesi gün Cerrahpaşa'ya gittim. Özcan bana ne dese beğenirsin. Dün gece Merve'de onlarla birlikteymi hatta gecede Özcanlar'da uyumuş. Valla Özcan bu durumdan beni haberdar etmemesinin cezasını hala bile çekmektedir. Bu kadar uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen unutmadığım ve ilerleyen zamanda da unutamayacağım bir hatun. Sen de hatırladın herhalde. Bak o günler ne güzelmiş ya. Geçmişi bazen hatırlamak beni mutlu ediyor.
17 Aralık 2008 Çarşamba
Bugün Metal Müzik İçin Ne Yaptın?
Aslında bugün değil bu ay diye sormalıydım galiba. Metak müzik için ne yapılabilir ki eğer müzisyen değilsen. Herhalde dinleyebilirsin. Bugün kardeşim kaldırdı beni ve uyanabilmem için müziği açayım mı diye sordu. Ben nedense hayır dedim. Yarım saat sonra kalkıp ilk işim bilgisayarı açmak ve müzik dinlemekti. Ama bu aralar dinlediğim birkaç şarkı var; MFÖ'den Mazeretim Var Asabiyim Ben, Iced Earth'ten I Die For You, Guns N'Roses'dan Don't Cry, Manowar'dan Master of the Wind ve Metallica'dan Nothing Else Matters. Pek sert gelmedi bana. Bu aralar bunları dinliyorum, sakinleştiriyor beni. Bugün yine de metal müzik adına Cradle of Filth diskografisini buldum ve indirmek için sık kullanılanlarıma ekledim. Bir ara indiririm artık. Yaklaşık olarak 80 gb metal müzik bulunuyor sabit diskimde daha ne olsun. Uzun süredir Dorock'a da gitmiyorum, kafa sallamıyorum. Durum çok vahim. Bak çok canım sıkıldı şimdi bu hafta cuma cumartesi izinliyim bizimkilere söyleyimde Taksim'e çıkalım. Geçen Taksim'deydim ne güzel hatunlar varmış ya. Çıkmayalı unutmuşuz valla. Bir süre düzenli gidebilsem mekanlara bize de birşeyler düşer herhalde. Özcan bile hatun yapmış, biz böyle abaza abaza gezelim. Kendimden utanıyorum valla. Peki bunun metal müzikle ne alakası var. Özcan metalci ya o bakımdan. Gitsem 2 bira atsam buz gibi saat 11-12 gibi kafam güzel olur kafa sallamaya başlayınca ooo değmeyin keyfime, özlemişim valla. Mehmet bu aralar iyi değil, o iyi olsaydı zorla götürürdü beni. Neydi o günler be. Kısacası bugün metal müzik için birşey yapmamışım. Ama ilerleyen dönem böyle olmayacak. Bir ihtimal işten daha erken çıkabilirim o zaman direk Taksim'e. Benim doğal yaşam ortamım Taksim. O olmayınca hayatımda hareket olmuyor, hatun olmuyor, arkadaşlarım olmuyor, sen neymişsin be abi.
16 Kasım 2008 Pazar
11001001011
Bugün kafam yine iyi değil ama içimdekileri bir şekilde O'nunla paylaşabildiğimi düşünüyorum. Şimdi Baha ile konuşuyorum. Bu kadar uzun süre bana dayanabilen en iyi arkadaşım. Her zaman arkamda durdu. Şimdi niye Kayseri'de ona en çok ihtiyacım olduğu zaman. İkimizde aynı durumdayız şu anda. Ben herşeyden sıkıldım. Bıktım, hayatın kendisinde yaşayabileceğim herşeyi yaşadım zaten niye ölemiyorum. Bundan sonra ne olacak ki sadece rutin. İşe gitmekten bıktım, gelmekten bıktım, arkadaşım olamayn insanlarla muhattap olmaktan bıktım, müşterilerden bıktım, güya üstlerimden bıktım, okuldan bıktım, derslerden bıktım, ben artık ben olmak istiyorum. Artık kendimi kandırmak istemiyorum. Şu iş denen bataklıktan ne zaman kurtulabileceğim. Birinden beni kurtarmasını istesem cevap gelir mi acaba. Benim çıkmam gerek. Burada oturup bunları yazmak başkalarının işi olmalı. Hayatımda yaşamaya değer birşey kalmadı. Bugün sırf birşeyleri değiştireyim diye kulağımı deldirdim. Niye bilmiyorum ama mutlu oldum. Hergün çikolata yiyorum çünkü doğal yolodan mutlu olamıyorum artık. Sinirlenmek bile istemiyorum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Yarın işe gidip nasıl spor yapacağım. Dün maç yaptık, kıçımın üstüne düştüm. Şimid popomda dehşet bir ağrı var. Düşmesem hayatta olup olmadığımı bile anlayamaycağım. Şevkim iradem kırıldı. Niye zayıfladım diye soruyorum kendime yine şişmanlayabilmek için mi. Hayatıma yeni birşeyler katayım dedikçe kötüye gidiyor. Kitap okumak benim terapimken kitap okumaktan sıkıldım. Zaman geçirmek ve içimdekileri kendimle paylaşabilmek için buraya sana yazıyorum. Seni hep merak ettim. Nasıl olacaksın diye? Çok yaklaştığımı düşündüm ama dünyanın bu yakasında senin olmadığını anladım. Pek çok kızla birlikte oldum. Hepsi de bir diğerinden farklıydı. Peki ne oldu bu beni bir santim uzattı mı? Şimdi kendimden bir farkım var mı? Keşke olmasaydım belki şimdi benim için hayatta yapılmaya değer birşey olmuş olurdu. Uçakla uçtum, uçurdum. Keşke yapmasaydım belki şimdi benim için hayatta yapılmaya değer birşey olurdu. Neler yapmadım ki ve neleri de yapmadım. Niye umut edemiyorum? Böyle daha ne kadar yaşayabilirim? Ölüm insanı niye bu kadar korkutuyor? Yoksa korktuğum ölüm değilde acı çekmek mi? Niye canım bu kadar az? Nasıl oluyorda bu kadar soğuk kanlıyım, korkmuyorum olacaklardan ve olanlardan? Muhtemelen hayatta en keyif aldığım anlar başkalarına göre hatalarımdı. Ben sadece ben olmak istiyorum. Kalabalığın içindeki son Mohikan. Yalnız olmak istiyorum. Kimse benimle ilgilenmesin. Herkes kendisine baksın. Umursamak veya umursanmak istemiyorum. Kendimi insanlaradan soyutlamak için daha ne yapabilirim. Daha ne kadar uyuz biri rolü yapabilirim, daha kaç kişinin kalbini kırabilirim. Söylenecek daha ne kaldı ki. Dediğim gibi rol yapmaktan bıktım. İzin verin biraz kendim olayım. Acı çekiyorum. Ben iyiliğe, doğruya, aşka, tanrıya inanmam. Lütfen beni yalnız bırakın. Kendim olayım sadece ben...
14 Kasım 2008 Cuma
10100011111
Bugün kendimi çok daha iyi hissediyorum. Sabah nispeten de olsa erken kalktım. Güzel bir gün oldu benim için. Spora gelmem beni çok rahatlattı. Enerjimi ve sinirimi koşu bandında bıraktım, en azından bir kısmını. Hayatıma dair yine ufak ama eğlenceli değişiklikler yaptım. Bugün okuduğum bazı yazılarda çok hoşuma gitti ve bana yaradığını düşünüyorum. Ama 5. gün beni biraz zorluyor hele yarın hiç gelmek istemiyorum, yapacak birşey yok. Sabırsızlıkla haftasonunu bekliyorum ama birşey yapacağımdan değil belki biraz dinlenebilirim diye. Yarın kafam güzel olursa sana muhteşem bir öykü yazacağım. Konusunu merak mı ediyorsun? O zaman biraz daha merak et. Eğer annem beni yarın erken kaldırabilirse belki birkaç küçük işimi halledebilirim. Uzun zamandır erken kalkamıyorum. Bunun sebebi herhalde kafamın yorgunluğu. Kafamı dinlendirmenin birkaç yolu var. Bunlar içki içmek, bir hatunla birlikte olmak, arkadaşlarla birlikte olmak, sinemaya gitmek bir de pek tercih etmiyorum ama dışarıda yemeğe gitmek. Ben bu haftasonu hatun yapmak dışındaki, tabi ne olacağı belli olmaz, yöntemleri deneyeceğim. Umarım işe yarar. Biliyorsun benim iznimde gerçek anlamda dinlenebilmem için aktif olmam gerekiyor. Bu haftasonuda böyle olacak herhalde. Tek temennim havanında biraz daha güzel olması. Şu anda arkadaşlar beni inanılmaz sinirli ve yine konuşmayan biri gibi görüyorlar ama içimde uyanan ejderden haberleri yok. Beni en çok motive eden bu dönemde öncelikle zayıflamam, çünkü uzun zamandır başarabildiğim tek şey, daha sonrada her zaman ki yaşam felsefem yarın değil 5 dakika sonra ne olacağını biliyor musun, o zaman ona göre yaşa. İşte bunu seviyorum. Bir güzel beni reddedebilir, hatta on güzel de beni reddedebilir ama biri evet demesi benim için yeterli. Ben bunun için yaşıyorum. Bugüne kadar tek sinir olduğum şey benim kendisinden hoşlandığımı söylediğim hiçbir hatunun bana evet dememesi. Ama olmadık pozisyonlarda belki de hiç aklımda yokken ne kızlarla birlikte oldum. Bazen kendiliklerinden kucağıma düştüler. Şu son 3 yıla kadar kız arkadaşı konusunda hiç sorun yaşamamıştım. Bunu da aslında aldığım aşırı kilolara ve iğrenç depresif, agresif halime yoruyordum. Eeee şimdi artık biraz agresiflik olsada ne depresifim ne de şişmanım. O zaman nerede kalmıştık. İnsanın özellikle kendini herşeye hazır hissetmesi çok güzel bir duygu. Şu anda aynı 3 yıl önce olduğu gibi her an herşeye hazırım. Çok daha aktif olmak istiyorum bu seferde etrafımdaki etkenler, özellikle de para, bana engel olmaya çalışıyor. Peki ben buna izin verir miyim? Asla. Şimdi ilk amacaım kafamı biraz toplayıp yeni bir düşünce ve beyni mi tazeleme sürecine girmek. İnanıyorum ki bu sürecin sonunda zaten bazı şeyler kendiliğinden düzelecek ve ben yine adımla özdeş yine aydın ve güleç bir insan olacağım. Biraz megolomanca gelebilir ama ismimi çok seviyorum. Babam sanki beni tarif etmiş. Etrafımda ki insanlar beni farklı ortamlarda pek görmedikleri için beni pek tanımıyorlar. Aslında bilinmeyen olmak hoşuma gidiyor ama sürekli değil. Mesela beni tanıyan arkadaşlarım bana karşı çok daha dürüst olabiliyorlar çünkü benim için ne kadar önemli olduğunu biliyorlar. Ama mesela geçen teklif ettiğim hatun bana karşı hiç dürüst davranmadığını düşünüyorum. Belki de korkmuştur. Yani benim en çok canımı sıkan acaba neden hayır. Öğrenebilirsem hani kötü bir huyum varsa veya yanlış bir hareketim olduysa düzeltebilirim. Hep aynı klişe "seni arkadaşım olarak görmek istiyorum." galiba yine kendimi geriyorum. Bu konudan hemen kaçalım. Sizin orada havalar nasıl? Ne diyeceğimide bilemiyorum. Yarının nedense daha güzel birgün olacağını düşünüyorum. Çünkü bundan sonra eğer o kadar yaşayabilirsem ertesi günler hep bir öncekinden daha iyi olacak. Aslına bakarsan çok fazlada yaşamak istemiyorum hani. Hatırlıyorumda biz lisedeyken Türkiye çöl oluyor diyorlardı da hadi oradan diyorduk. Neymiş efendim 10 yıl sonra, bu arada sene 1998, Konya ovası çöl olacak, su kaynakları ciddi derece de azalacak. Bunların olabileceğini hiç aklıma getirmemiştim çünkü birileri sürekli çalışıyordu zor durumu düzeltebilmek için. Ne yazık ki insanlar gerçeği söylüyorlarmış biz daha çocukmuşuz. Şimdi bakıyorum da dünyayı kurtarmak için çalışanlardan çok daha fazla onu yok etmeyenlere çalışanlar var. Bak senin yüzünden yine karamsar olmaya başladım. Sürekli seni suçluyorum ama kızma sen varsın diye ben bu kadar rahatım. Bugünlük de bu kadar yeter. Yarını sabırsızlıkla bekliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)